Ana Sayfa |

Psikolojik Belirti Tarama Testi

SCL90-R PSİKOLOJİK BELİRTİ TARAMA LİSTESİ

Aşağıda zaman zaman herkeste olabilecek yakınmaların ve sorunların bir listesi vardır. Lütfen her birini dikkatle okuyunuz. Sonra bu durumun bu gün de dâhil olmak üzere son üç ay içerisinde sizi ne ölçüde huzursuz ve tedirgin ettiğini gösterilen şekilde numaralandırarak boşluk bırakılan yere yazınız.

Hiç: 0 Çok az: 1 Orta derecede: 2 Oldukça fazla: 3 İleri derecede: 4

  1. ____Baş ağrısı
  2. ___Sinirlilik ya da içinin titremesi
  3. ___Zihinden atamadığınız tekrarlayan, hoşa gitmeyen düşünceler
  4. ___Baygınlık ya da baş dönmesi
  5. ___Cinsel arzu ve ilginin kaybı
  6. ___Başkaları tarafından eleştirilme duygusu
  7. ___Herhangi bir kimsenin düşüncelerinizi kontrol edebileceği fikri
  8. ___Sorunlarınızdan pek çoğu için başkalarının suçlanması gerektiği duygusu
  9. ___Olayları anımsamada güçlük
  10. ___Dikkatsizlik ya da sakarlıkla ilgili düşünceler
  11. ___Kolayca gücenme, rahatsız olma hissi
  12. ___Göğüs ya da kalp bölgesinde ağrılar
  13. ___Caddelerde veya açık alanlarda korku hissi
  14. ___Enerjinizde azalma veya yavaşlama hali
  15. ___Yaşamınızın sonlanması düşünceleri
  16. ___Başka kişilerin duymadıkları sesleri duyma
  17. ___Titreme
  18. ___Çoğu kişiye güvenilmemesi gerektiği hissi
  19. ___İştah azalması
  20. ___Kolayca ağlama
  21. ___Karşı cinsten kişilerle utangaçlık ve rahatsızlık hissi
  22. ___Tuzağa düşürülmüş veya yakalanmış olma hissi
  23. ___Bir neden olmaksızın aniden korkuya kapılma
  24. ___Kontrol edilemeyen öfke patlamaları
  25. ___Evden dışarı yalnız çıkma korkusu
  26. ___Olanlar için kendisini suçlama
  27. ___Belin alt kısmında ağrılar
  28. ___İşlerin yapılmasında erteleme duygusu
  29. ___Yalnızlık hissi
  30. ___Karamsarlık hissi
  31. ___Her şey için çok fazla endişe duyma
  32. ___Her şeye karşı ilgisizlik hali
  33. ___Korku hissi
  34. ___Duygularınızın kolayca incitilebilmesi hali
  35. ___Diğer insanların sizin özel düşüncelerinizi bilmesi
  36. ___Başkalarının sizi anlamadığı veya hissedemeyeceği duygusu
  37. ___Başkalarının sizi sevmediği ya da dostça olmayan davranışlar gösterdiği hissi
  38. ___İşlerin doğru yapıldığından emin olmak için çok yavaş yapmak
  39. ___Kalbin çok hızlı çarpması
  40. ___Bulantı ve midede rahatsızlık hissi
  41. ___Kendini başkalarından aşağı görme
  42. ___Adale (kas) ağrıları
  43. ___Başkalarının sizi gözlediği veya hakkınızda konuştuğu hissi
  44. ___Uykuya dalmada güçlük
  45. ___Yaptığınız işleri bir ya da birkaç kez kontrol etme
  46. ___Karar vermede güçlük
  47. ___Otobüs, tren, metro gibi araçlarla yolculuk etme korkusu
  48. ___Nefes almada güçlük
  49. ___Soğuk veya sıcak basması
  50. ___Sizi korkutan belirli uğraş, yer veya nesnelerden kaçınma durumu
  51. ___Hiç bir şey düşünmeme hali
  52. ___Bedeninizin bazı kısımlarında uyuşma, karıncalanma olması
  53. ___Boğazınıza bir yumru takınmış hissi
  54. ___Gelecek konusunda ümitsizlik
  55. ___Düşüncelerinizi bir konuya yoğunlaştırmada güçlük
  56. ___Bedeninizin çeşitli kısımlarında zayıflık hissi
  57. ___Gerginlik veya coşku hissi
  58. ___Kol ve bacaklarda ağırlık hissi. Aşırı yemek yeme
  59. ___Ölüm ya da ölme düşünceleri
  60. ___Aşırı yemek yeme
  61. ___İnsanlar size baktığı veya hakkınızda konuştuğu zaman rahatsızlık duyma
  62. ___Size ait olmayan düşüncelere sahip olma
  63. ___Bir başkasına vurmak, zarar vermek, yaralamak dürtülerinin olması
  64. ___Sabahın erken saatlerinde uyanma
  65. ___Yıkanma, sayma, dokunma, gibi bazı hareketleri yineleme hali
  66. ___Uykuda huzursuzluk, rahat uyuyamama
  67. ___Bazı şeyleri kırıp dökme hissi
  68. ___Başkalarının paylaşıp kabul etmediği inanç ve düşüncelerin olması
  69. ___Başkalarının yanında kendini çok sıkılgan hissetme
  70. ___Çarşı, sinema gibi kalabalık yerlerde rahatsızlık hissi
  71. ___Her şeyin bir yük gibi görünmesi
  72. ___Dehşet ve panik nöbetleri
  73. ___Toplum içinde yer, içerken huzursuzluk hissi
  74. ___Sık sık tartışmaya girme
  75. ___Yalnız bırakıldığınızda sinirlilik hali
  76. ___Başkalarının sizi başarılarınız için yeterince takdir etmediği duygusu
  77. ___Başkalarıyla birlikte olunan durumlarda bile yalnızlık hissetme
  78. ___Yerinizde duramayacak ölçüde rahatsızlık hissetme
  79. ___Değersizlik duygusu
  80. ___Size kötü bir şey olacakmış hissi
  81. ___Bağırma ya da eşyaları fırlatma
  82. ___Topluluk içinde bayılacağınız korkusu
  83. ___Eğer izin verirseniz insanların sizi sömüreceği duygusu
  84. ___Cinsiyet konusunda sizi çok rahatsız eden düşüncelerin olması
  85. ___Günahlarınızdan dolayı cezalandırılmanız gerektiği düşüncesi
  86. ___Korkutucu türden düşünce ve hayaller
  87. ___Bedeninizde ciddi bir rahatsızlık olduğu düşüncesi
  88. ___Başka bir kişiye karşı asla yakınlık duymama
  89. ___Suçluluk duygusu
  90. ___Aklınızda bir bozukluğun olduğu düşüncesi
TEST BURADA BİTMİŞTİR. CEVAPLADIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ.

Depresyonda Psikoterapi

Psikoterapide kişi, ya tek başına bir psikoterapistle ya da bir grup içinde 1-2 psikoterapistle sorunu hakkında konuşur. Farklı kuramsal yaklaşımlara temellendirilmiş çok sayıda psikoterapi türü vardır. Bunların bazıları pek çok uzman tarafından yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bir kısmı da henüz pek denenmemiş, alışılmışın dışındaki psikoterapi türleridir. Ancak bazıları da yaşanan bu olumsuz duygulanımı (depresyonu) arttırabilir. Bazen ilaç tedavisinin depresyonun tedavisinde tek başına yeterli olduğu görülebildiği gibi, psikoterapide kendi başına çok olumlu sonuçlar verebilmektedir. Bazı durumlarda da psikoterapinin bir ilaçla birleştirilmesi daha yararlıdır. Aşağıda bazı psikoterapi türleri ve temel kuramlara genel anlamda değinildikten sonra ‘Depresyonda Bilişsel-Davranışçı Tedavi Yöntemleri' detaylı olarak açıklanacaktır.

Psikodinamik Psikoterapi

Depresyonun kişilerarası doğası depresyon üzerine yazılan en erken psikanalitik yazılarda belirlenmiş, özdeğer oluşumunun merkezi önemi üzerinde önemle durulmuştur. S.Freud, ‘Yas ve Melankoli' adlı eserinde, yaşamın erken yıllarında kişinin yaşadığı kişilerarası düş kırıklıklarının gelecekteki sevgi ilişkilerinde kişiyi ikileme sokacağını belirtmiştir. Erişkin yaşamdaki ya da geçmişteki kişilerarası kayıplar egoda kendine zarar verici davranışları tetiklemekte ve buda depresyon olarak ortaya çıkmaktadır. Geleneksel psikanalitik psikoterapinin amacı, basit bir biçimde belirtilerin düzeltilmesi değil, kişilik yapısında değişiklikler meydana getirmektir. Hastanın kişilerarası güven, yakınlık ve üretkenliğini geliştirmeyi, geniş bir duygulanım yaşantısına sahip olmasını ve yas yaşayabilme kapasitesinin oluşmasını amaçlar. İnsanların bir yakınlarını ya da yakın bir ilişkilerini kaybetmelerinin ardından onun yasını yaşayabilmeleri için bir ego kapasitesi, gelişmişliği gereklidir. Belirli gelişmişlik düzeyine ulaşamamış kişilerin yas yaşayabilmeleri zaman zaman olası olmamaktadır. Kişiyi bu gelişmişlik düzeyine ulaştırma da klasik psikanalizin amaçlarından birisidir. Tedavi sıklıkla, terapi sırasında kişinin yoğun anksiyeteyi ve huzursuzluğu yaşamasına yardım edebilir ki bu da genellikle bir kaç yıl sürer.

Psikanalitik psikoterapi, bilinen klasik psikanaliz ilkelerine dayanan, uzun süreli, içgörü kazanma ve kişilik yapılarının değişmesinin amaçlandığı terapidir.


Kısa Dinamik Psikoterapiler

Klasik psikanalitik yaklaşımın uygulanması çok zor, çok zaman alıcı olduğu ve ekonomik olmadığı için geçmiş 20 yılda depresyon tedavisinde bazı özgül, kısa süreli, belirli amaçlara ve hedeflere yönelik, kişilik yapılarının değişmesinin amaçlanmadığı dinamik psikoterapiler geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlar belirtilerin azaltılmasını, nevrozun çözümlenmesini ve hastanın yaşam kalitesinin artmasını amaçlar.


BİLİŞSEL - DAVRANIŞÇI TERAPİ

Beck'e Göre Depresyonun Bilişsel Kuramı

Bu kuramda 4 temel öğe vardır. Bunlar :

1- Olumsuz Üçlü : Kendini, dünyayı ve yaşantıları, geleceği olumsuz algılama
2- Olumsuz düşüncelerin otomatik olarak ortaya çıkması
3- Bilgi işlemede ve algıda sistematik hataların olması
4- Temel işlevsel olmayan sayıltıların ortaya çıkması

Olumsuz Üçlü : İlk öğesi hastanın kendisini değersiz, yetersiz, ahlaken ya da fiziksel olarak özürlü olarak algılamasını kapsar. Hasta geçmişte olan olumsuz olaylardan kendisini sorumlu tutar ve başkaları tarafından beğenilmediğini düşünür. Kendinden çok şey talep edildiğini, dünyanın aşılamayacak güçlüklerle dolu olduğunu düşünür. Aynı şekilde gelecek karanlık, başarısızlıklara gebe, ümitsiz bir durum olarak algılanır.

Otomatik Düşünceler : Bu işlevsel düşünceler, hasta önceden planlamadan, yargılamadan, düşünmeden çabuk ve otomatik olarak ortaya çıkarlar. Otomatik düşünceler, doğrudan daha temel işlevsel olmayan şemaları ya da sayıltıları yansıtırlar ve hasta tarafından doğru olarak kabul edilirler. Bu düşünceler bazen o kadar çabuk oluşurlar ki hasta bunların farkında olamayabilir. Bilişsel terapide ilk başta ele alınan konulardan birsi de hastaya bu olumsuz otomatik düşüncelerini yakalamayı öğretmek ve bu düşüncelerin duygu ve davranışları nasıl etkilediğini göstermektir.

Sistematik Hatalar : Hastanın kendisini, çevresini ve geleceğini olumsuz algılamasındaki önemli etkenlerden birisi de bilgi işlemede yapılan sistematik hatalardır. Bu hatalar aşağıdaki şekilde açıklanmaktadır.


a) Seçici Algılama : Bir durumun seçici olarak belirli bir ayrıntısının algılanması, diğer önemli özelliklerin ise gözardı edilmesi. Örneğin, ‘Bu gün her şey ters gitti, hiç iyi giden bir şey olmadı'
b) Abartma : Olumsuz olayları büyütme durumudur. Örneğin, ‘Gece uykusuz kalan bir hastanın bunu bir felaket olarak düşünmesi'
c) Küçümseme : Olumlu olayları küçümseme durumudur. Örneğin, ‘Sınavdan iyi not alan bir öğrencinin ‘Bunu herkes yapabilirdi, önemli bir şey değil' demesi'
d) Aşırı Genelleme : Bir tek olaydan genel kurallar çıkartma durumudur. Örneğin, ‘Ufak bir hata yapan hastanın ‘elime aldığım hiç bir şeyi doğru dürüst yapamam' şeklinde düşünmesi'
e) Bireyselleştirme : Günlük aksiliklerden kendini sorumlu tutma durumudur. Örneğin, ‘Hastanın, kendisini görmediği için geçip giden bir arkadaşının arkasından ‘Herhalde onu kızdıracak bir şeyler yaptım' şeklinde düşünmesi'
f) Ya Hep Ya Hiç Tarzı Düşünme : Olaylar siyah-beyaz, çok kötü-fevkalade, iyi-kötü gibi uç noktalarda algılanır. Örneğin, ‘Ben bir hiçim, başarısızım'
g)Keyfi Çıkarsama : Kanıt olmadan ya da aksi kanıt olduğu halde bazı sonuçlara ulaşma. Örneğin, ‘Terapide verilen ilk ödevde güçlük çeken bir hastanın ‘Bu tedavi hiç bir işe yaramayacak' şeklinde düşünmesi'

İşlevsel Olmayan Şemalar : Bu sayıltı ya da inançlar genellikle başlangıcı çocukluk döneminde olan, yaşam boyu gelişen, oldukça değişmez ve kalıcı özelliklerdir. Bireyin ne yaparsa yapsın kendini değerli hissedebilmesi için başkalarının onayının gerektiğine inanması, başarılı sayılabilmek için her alandan başarılı olma zorunluluğunu hissetme ya da yaşamda her şeyin kontrol edilebileceğine inanma, işlevsel olmayan düşüncelere örnek verilebilir. Bu türdeki fikir ve inançlar sürekli olarak bilişsel çarpıtmalarla desteklenmektedir.

Depresyonun Gelişimi

Beck'in formülasyonuna göre, erken yaşantılar hastanın kendisi ve dünya ile ilgili bazı temel, işlevsel olmayan şemaların gelişmesine yol açar. Bu şemalar daha sonra algıları organize etmede ve davranışları yöneltmede kullanılırlar. Kişinin dünyasını yordayabilmesi ve yaşantılarını anlamlandırabilmesi normal işlev göstermesi için gereklidir. Ancak bazı sayıltılar son derece katı, uç noktada, değişime dirençli ve bu nedenle de işlevsel değildirler. Böylece depresyon gelişimine zemin hazırlarlar. Ancak tek başlarına depresyonun oluşumunu açıklamakta yetersizdirler. Sorun bireyin yaşamında şema ya da şemaları aktive eden kritik olayların meydana gelmesiyle başlar. Örneğin, ‘kişisel değer yalnızca başarıya bağlıdır' inancı başarısızlıkla karşılaşınca depresyona yol açabilir. Aynı şekilde ‘mutlu olmak için sevilmek gerekir' tarzındaki bir sayıltı redle karşılaşınca depresyonu kışkırtabilir. İşlevsel olmayan düşünceler aktive olunca ‘olumsuz otomatik düşünce' bombardımanına yol açarlar. Bu düşünceler günlük yaşantıların yorumlanması, gelecekle ilgili tahminler ya da geçmişte olanların anımsanmasıyla ilgili olabilirler. Aktivite düzeyinde azalma, geri çekilme gibi davranışsal; ilgi kaybı, hareketsizlik gibi motivasyonel; suçlanma, anksiyete, üzüntü gibi duygusal ve dikkati toplayamama, uyku bozuklukları gibi bilişsel belirtiler ortaya çıkar. Depresyon geliştikçe olumsuz otomatik düşünceler daha sıklaşır ve şiddeti artar, rasyonel düşüncede azalma gözlenir. Bu süreç, gittikçe artan ve devamlılık gösteren çökkün duygu durumla desteklenir. Böylece kısır döngü oluşur. Bilişsel davranışçı terapist bu kısır döngüyü hastaya olumsuz düşüncelerini sorgulamasını, sonra da bu düşüncelerin temelindeki sayıltılarını değiştirmesini öğreterek kırmaya çalışır.

Bilişsel Terapi İçin Hasta Seçimi

Bilişsel terapi için hasta seçiminde kullanılacak bazı kriterler bulunmaktadır :
a) Depresyonun Türü Nedir? : Beck, şiddetli , intihar eğilimi yüksek, bipolar depresyonlarda daha standart yöntemlerin (ilaç kullanımı ve hastaneye yatırma) uygun olduğunu söylemektedir. Bilişsel davranışçı tedavi endojen depresyonlarda da çok başarılı olamamaktadır.
b) Depresyonun Şiddeti Nedir? : Depresyonun şiddetinin değerlendirilmesi önemlidir. Çok şiddetli depresyonlarda hastaneye yatırma ve ilaç tedavisi düşünülebilir.
c) Hasta Olumsuz Düşüncelerden Söz Ediyor mu? : Hastada olumsuz bilişsel üçlü var mı? Ümitsizlik, intihar düşünceleri ve tedavi beklentisinin olumsuz olmasıyla ilgili düşünceler ilk açığa çıkartılması ve ele alınması gereken unsurlardır.
d) Hasta Tedavi Rasyonelini Kabulleniyor mu? : Tedavi rasyonelini kendilerine yakın görenler ve bu yöntemleri denemek isteyenler bilişsel tedaviden daha çok yararlanmaktadırlar.
e) Hasta Eşit İşbirliğine Dayalı İlişki Kurabilir mi? : Hastanı düşünce ve duygularını açıklamakta zorluğu varsa, kendi başına sorunlarını çözmesi gerektiğine inanıyorsa ya da terapistin bütün sorumluluğu almasını bekliyorsa kısa süreli bu tedaviden yararlanması oldukça güçtür.
f) Hastanın Başetme Becerileri Var mı? : Başa çıkma becerileri gelişmiş olan hastalar bu tür bir tedaviye daha çabuk cevap vermektedirler. Bunun nedeni, tedavi rasyonelini daha çabuk kabullenmeleri ya da yeni beceriler kazanmak yerine yalnızca depresyonda bozulan becerilerini yeniden kullanabilmeleri olabilir.

Bilişsel Davranışçı Tedavinin Etkinliği

Yapılan bir çok araştırmada, bilişsel-davranışçı tedavinin en az antidepresanlar kadar etkili olduğu bulunmuştur. Yirmi sekiz ayrı araştırmanın karşılaştırıldığı bir çalışmada, bilişsel-davranışçı terapinin, davranışçı, psikodinamik, yönlendirici olmayan tedavi ve diğer tedavi türlerine göre anlamlı düzeyde etkili olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada ayrıca, bilişsel-davranışçı psikoterapinin farmakoterapi kadar etkili olduğu da belirtilmiştir.

Bir çok çalışma bilişsel-davranışçı tedavinin etkili bir tedavi yöntemi olduğunu göstermekle birlikte, bazı hastaların bu tedaviye yeterince yanıt vermedikleri açıktır. Hastalığın bilişsel-davranışçı tedavinin başlangıcındaki şiddeti ve bilişsel disfonksiyonların düzeyi, bilişsel-davranışçı tedaviden yeterli sonucun alınamamasında rol oynamaktadır. Bunun dışında kronik evlilik sorunları ve şiddetli kişiler arası ilişki problemleri olan hastaların %50'sinin tedaviye yanıt vermekte zorlandıkları bildirilmiştir. Ayrıca, depresyonun yanında kişilik bozukluklarının hastada bulunmasının tedaviye yanıtı güçleştirdiği bulgulanmıştır.

Depresyona yol açan başlıca etkenler şöyledir

Uzmanlar depresyona yol açan faktörler konusunda farklı görüşlere sahip olsalar da, depresyonu; birbiriyle etkileşen faktörlerin bir sonucu olarak açıklamak belki de en doğrusu olacaktır. Eğer insan beynini tüm davranışların merkezi olarak kabul edersek; biyolojik, psikolojik ve zihinsel faktörler, aynı olayın farklı tanımlanma yolları olarak görülebilir. Bu durumda biyolojik açıklamalar depresyonun fiziksel boyutunu, psikolojik açıklamalar da bu fiziksel değişmelerin bizi nasıl etkilediğini açıklar.



Biyolojik Faktörler ve Depresyon

Kalıtım

Bir çok araştırma, depresyonun nedenini insanların kalıtsal olarak atalarından aldıkları ve onları depresyona yatkın kılan ‘gen'lere bağlamaktadır. Tek kutuplu depresyon geçirmiş biriyle kan bağı olan yakın akrabalarının, depresyona girme olasılığı, kan bağı olmayanlara oranla daha yüksektir. Örneğin, tek yumurta ikizlerinde, eğer kardeşlerden biri depresyon geçirmişse, %65 olasılıkla diğeri de geçirebilir. Tek yumurta ikizleri, çift yumurta ikizlerinden daha çok risk altındadır. Ancak genetik kalıtımı, çevresel etkilerden ayrıştırmak zordur. Bunu yapabilmek için depresyon geçirmiş olan ebeveynlerin, farklı ailelerce evlat edinilmiş olan ve özellikle tek yumurta ikizi olan çocukları üzerinde araştırmalar yapmak gerekir. Bu nedenle kalıtımın rolü tam olarak netlik kazanmamıştır. Ortak görüş, kalıtsal olarak geçen şeyin hastalığın kendisi değil, yalnızca ‘hastalığa bir yatkınlık' olduğudur.


Beyindeki Değişimler

Ciddi bir depresif rahatsızlığın başlangıcından hemen önce ya da rahatsızlık sırasında, beyinde bir çok biyolojik değişmenin olduğu bulunmuştur. Bunlar hormon sistemindeki bazı değişmelerle, beynin kimyasal ve elektriksel etkinliğindeki bazı değişimlerdir. Ancak, beyindeki bu değişimler kalıcı değildirler. Rahatsızlık atlatıldıktan hemen sonra, biyolojik belirtilerin tümü kaybolur ve depresyon geçiren kişinin beyni, hayatının hiç bir döneminde böyle bir rahatsızlık yaşamamış birinin beyninden ayırt edilemez.

Beynin Elektriksel Etkinliğindeki Değişimler

Beyindeki elektriksel etkinlik, kafatası derisine elektrot yerleştirmeyi içeren ve kişiye hiç bir zarar vermeyen hassas bir yöntemle gözlenebilir. Bu işlem sırasında, beyin tarafından üretilen elektrik dalgalarının grafikleri (EEG) kaydedilir. Çalışmalar, ciddi türden depresyon yaşayan kişilerin uyku grafiklerinde, tipik değişmeler olduğunu göstermiştir. Normal, sağlıklı yetişkinlerin uyku grafiği, uykunun belli devrelere bölündüğünü gösterir. Derin uyku grafikleri, geniş, derin dalgalarla karakterize edilir ve uykuya dalınan ilk 2 saat içinde, yani uykunun başlangıcında ortaya çıkar. REM uykusu boyunca, insanlar rüya görürler ve gözleri hızlı hızlı hareket eder. Normal olarak ilk REM uykusu, uykuya dalıştan yaklaşık 90 dakika sonra gerçekleşir ve 5-10 dakika sürebilir. REM uykusu gece boyunca, aşağı yukarı her 90 dakikada bir tekrarlayabilir ve süresi gittikçe uzar. Depresyon sırasında ise, REM uykusu, uykuya daldıktan yaklaşık 25-60 dakika içinde, çok daha erken ortaya çıkar ve gece boyunca daha sık oluşur. Depresyon geçirenler sıklıkla, eskisine kıyasla daha çok ve genelde hoş olmayan rüyalar gördüklerini söylerler. Derin uykunun keyfini daha az çıkarırlar ve uyandıklarında sanki hiç uyumamış gibi, yorgunluk belirtirler. Beyindeki bu değişmelerin depresyona neden olduğu görüşünden çok depresyona eşlik ettiği görüşü yaygındır. Ancak bu değişmelerin geçici olduğu ve hastalık ortadan kalktıktan sonra tümüyle ortadan kalktığı unutulmamalıdır. Aşağıdaki tabloda depresyondaki bir hastanın tedavi öncesi ve sonrası beyin grafiğindeki değişimler görülmektedir.

Hormonlardaki Değişimler

Depresyon sırasında oluşan temel hormonal değişim, böbreklerin hemen üzerindeki adrenal bezleri tarafından üretilen bir hormon olan kortizol düzeyindeki değişimlerdir. Beynin altındaki pitüiter bezi, kortizolün üretim hızını denetler. Tek kutuplu ya da çift kutuplu olan daha ciddi depresyonlarda, kortizol üretimi çok fazladır. Kortizoldeki bu artışa, daha çok pitüiter bezinin salgısını denetleyen ve beynin bir parçası olan hipotalamus'daki değişimin neden olduğu düşünülmektedir.depresyon sırasında diğer hormonlarda etkilenebilir. Örneğin, bazı çalışmalar, gelişim hormonunun salgılanması için pitüiter bezini uyaran çeşitli ilaçların, aynı zamanda belli depresyonları da hafifletici etkisi olduğunu göstermiştir. Depresyon sırasında, uyku, iştah, cinsel dürtü ve duygu durumu gibi işlevleri düzenleyen beyin bölgelerinde, özellikle noradrenalin ve hidroksitriptamin gibi nörotransmitör sistemlerinin etkinliğinde azalma olduğu düşünülmektedir. Nörotransmitörlerin azalması, sinir hücreleri arasındaki iletişimi de azaltır ve depresyonun tipik belirtilerine neden olur. Yüksek kan basıncını düşürmek için önerilen ‘reserpin' gibi ilaçların aynı zamanda beyindeki nörotransmitörleri de azaltarak, hastada depresyona yol açması bunun bir kanıtıdır.

depresyonların fiziksel boyutu

Depresyonun fiziksel belirtileri de psikolojik belirtileri kadar yoğun yaşanır. Depresyonda olan bir kişi için, bazen uykuya dalma sorun olurken bazen de gecenin ortasında uyanma ya da çok erken saatlerde uyanma gibi sorunlar olabilmektedir. Ender de olsa uyku süresinde artış da gözlenebilmektedir. İştahta azalma olduğunda, kilo kaybı; artma olduğunda da kilo artışı olabilir. Depresyondaki kişiler enerji kaybının yanı sıra bazen, ya kısmen ya da tümüyle cinsel ilgi kaybı yaşayabilirler.

Depresyondaki bir hasta fiziksel yakınmalarını şu şekilde dile getirmektedir : ‘Kendimi tükenmiş hissediyorum. Bir şey yapmak özel bir çaba gerektiriyor. Kendimi temiz tutmak bile özel bir çaba gerektiriyor. Kendimi sürüklemek zorundayım.'

Okul çağında iki çocuğu olan bir anne, çoğu zamanını yatakta geçirmekteydi. Durumunu şöyle anlatmıştı : ‘Kendimi yalnızca yatakta uyurken biraz iyi hissediyorum. Uyuyamıyorum ama yatıyorum. Çocukları okula göndermek için kendimi zorlayıp, tekrar yatağa dönüyorum. Onlar okuldan döndüklerinde kalkıyorum. Akşam yemeğinden sonra yine, doğru yatağa gidiyorum. Çok suçluluk duyuyorum. Ev ahır gibi. Çocukların yedikleri uyduruk şeyler. Onlarla konuşamıyorum bile.'

Bir kaç yıldan beri depresyon yaşayan bir muhasebeci de şöyle demişti : ‘Her şey çok çabuk oluyor. Yetişemiyorum. Bitkin bir biçimde, sabah dörtte kalkıyor ve bir daha uykuya dalamıyorum. Her şey kapkara ve anlamsız geliyor. Günü karşılamaktan korkuyorum. Aklıma gelen ilk düşünceler, işteki problemlerle ilgili. Bu durumla baş edemeyeceğim. İnsanların beni böyle görmesini istemiyorum. Sporu bıraktım. Artık arkadaşlarla bara da gitmiyorum. Karım kendisini sevmediğimi düşünüyor. Kimseye verecek bir şeyim yok. Ölüm benim için daha iyi olurdu.'

Depresyonların Düşünsel Boyutu

Depresyondaki kişinin kendi dünyası ve geleceği hakkındaki düşüncelerinde farklılıklar vardır. İşinin ustası bir ev kadını ya da başarılı bir iş adamı, kendisini "işe yaramaz", "yetersiz", ya da "başarısız" biri olarak görebilir. Aranan özelliklere sahip olmadığına inandığı için, benlik saygısı ve kendine olan güveni de kötü bir biçimde etkilenmiştir. Karar vermede güçlük çekmeye başlar. Geçmiş hataları ve kusurları üzerine takılıp, çeşitli suçlar ya da bağışlanamaz günahlar işlediğini düşünebilir. Dünyayı, "acıdan başka bir şey getirmeyen", "engelleyici", "hayal kırıklığına uğratıcı..." bir yer olarak algılar. Tüm acılarının ve eziyetlerinin sonsuza dek süreceği gibi bir beklentisi olduğu için, umutsuzluğa kapılır.


Durumunu değiştiremeyeceğine inandığı için, intiharı bile bir çözüm olarak görebilir. İntihar olasılığı depresif rahatsızlıklarda oldukça yüksektir. Bu olasılık, bazen yalnızca bir ölme isteği olarak kalırken, çoğunlukla da ciddi intihar girişimlerine dönüşebilir. İntihar düşüncelerine eşlik eden diğer düşünceler şöyle olabilir: "Ailem için bir baş belasıyım. Ölseydim daha kolay yaşarlardı...", ya da "Derdimi sona erdirecek tek yol ölmektir..." gibi. Bir çok intihar girişimi, bazılarının inandığı gibi "yalnızca bir yardım çağrısı" ya da "taşkın bir davranış" değildir. Bunlar, kişinin gerçekten ölmek istediği, ciddi intihar girişimleridir. İntiharlar ya da intihar girişimlerinin hepsinin, depresif rahatsızlıkla bağlantısının olmamasına karşın, depresyondaki umutsuzluk ve çaresizlik duygularının yoğunluğu nedeniyle, bu rahatsızlığı yaşayanlarda risk oldukça (30 kat daha fazla) yüksektir.


Depresyondayken bir çok sıkıntı yaşanabilir: Titiz bir ev hanımı ya da çalışkan bir işçi, kendisini yorgun hissederek işini yapamayabilir. Zevk aldığı pek çok şeye karşı ilgisini tümüyle yitirebilir. Daha önceleri arkadaş canlısı olan biri, arkadaşlarından kaçmak için karşı kaldırıma geçebilir, sosyal davetlerin tümünü reddedebilir. Böylece, yalnızlığı ve depresyonu gittikçe artan bir kısırdöngüye dönüşür. Kişi, sürekli bir endişe yaşar ve bu endişelere bağlı fiziksel belirtiler gösterir. Kalp atışları artar, aşırı terleme, mide bulantısı, titreme, ağız kuruluğu, ishal ya da kabızlık gibi belirtiler gösterebilir.


Düşüncelerde yavaşlama ve dağınıklaşma, dikkatinde zayıflama oluşabilir. Okumak, hatta konuşmak bile zor gelebilir. Bu nedenle, bu sıkıntıyı çeken kişi için herhangi bir girimde bulunmak çok zordur. Hatta kişi, kendisinin zihinsel bir sorunu olduğunu bile düşünebilir

Depresyon belirtileri | depresyonun başlıca nedenleri | depresif | depresyon | depresyon belirtileri tedavisi | depresif | depresyon tedavi | pisikiyatr | pisikoloji | Ana Sayfa