Ana Sayfa |
anksiyete depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anksiyete depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

depresyonun aile bireylerine etkisi

Depresyonda olduğunuzda beyninizde bir sürü şey olup biter. Depresyon merkezi sinir sisteminizi ve ruhsal durumunuzu etkiler. Yakınlaşma duyguları ve cinsel itkilerin sinyallerini beyin ilettiğinden, depresyona girdiğinizde eşinizle olan ilişkinizde bir dizi fiziksel ve psikolojik sorunla karşılaşabilirsiniz.

Başınıza dert olabilecek konuların önemlileri:

* Kolayca sinirlenme (iritabilite)
* Libido kaybı. Cinsel sorunlar hem hastalıkla hem de antidepresan ilaçlarla ilişkili olabilir.
* İnsanlardan uzaklaşma
* Suçluluk duygusu (libido azalması ve partnerin yaklaşımlarını reddetmiş olmaya bağlı)

Bunu kavramak ve eşinize “bu hastalığım yüzünden oluyor, senin yüzünden değil” demek önemlidir.

Depresyon izleyenleri sizin için daha da zorlaştırır:

* Arzu duymak
* Flört etmek
* Gösterilen olumlu yaklaşımı kabul etmek
* Olumlu yaklaşım göstermek
* İlgi göstermek
* İkna edici olmak
* Taleplerde bulunmak
* Sınır koymak
* Nahoş bir durumdan kaçmak

Bunları yapamaz olmanın nedeni genellikle:

* Moralsizlik
* Olumsuz beklentiler
* Kendinize ve başkalarına dair olumsuz bir bakış açısı

Depresyona karşı profesyonel tedavi gördüğünüzde, bu eşinizle ilişkinizdeki sorunları da ele alacaktır. İlişkinizdeki sorunları incelemek için bilişsel tedavi ilkelerini nasıl kullanacağınızı da öğreneceksiniz.

Yalnızca psiko-eğitim amacıyla olsa bile, terapi seansına eşinizi de getirmeniz önemli olabilir. Depresyon iyileştiğinde, bazı çiftlerin ek terapiye gereksinimleri olur. Bu tür durumlarda diğer eşin depresyona girmesi olasıdır. Bazıları buna “bulaşma etkisi” adını vermektedir.

Depresyonda olduğunuz sürece, asla ilişkinizle ilgili önemli kararlar vermeyin. Unutmayın ki depresyon karar verme yetinizi bozar.

Depresyona yol açan başlıca etkenler şöyledir

Uzmanlar depresyona yol açan faktörler konusunda farklı görüşlere sahip olsalar da, depresyonu; birbiriyle etkileşen faktörlerin bir sonucu olarak açıklamak belki de en doğrusu olacaktır. Eğer insan beynini tüm davranışların merkezi olarak kabul edersek; biyolojik, psikolojik ve zihinsel faktörler, aynı olayın farklı tanımlanma yolları olarak görülebilir. Bu durumda biyolojik açıklamalar depresyonun fiziksel boyutunu, psikolojik açıklamalar da bu fiziksel değişmelerin bizi nasıl etkilediğini açıklar.



Biyolojik Faktörler ve Depresyon

Kalıtım

Bir çok araştırma, depresyonun nedenini insanların kalıtsal olarak atalarından aldıkları ve onları depresyona yatkın kılan ‘gen'lere bağlamaktadır. Tek kutuplu depresyon geçirmiş biriyle kan bağı olan yakın akrabalarının, depresyona girme olasılığı, kan bağı olmayanlara oranla daha yüksektir. Örneğin, tek yumurta ikizlerinde, eğer kardeşlerden biri depresyon geçirmişse, %65 olasılıkla diğeri de geçirebilir. Tek yumurta ikizleri, çift yumurta ikizlerinden daha çok risk altındadır. Ancak genetik kalıtımı, çevresel etkilerden ayrıştırmak zordur. Bunu yapabilmek için depresyon geçirmiş olan ebeveynlerin, farklı ailelerce evlat edinilmiş olan ve özellikle tek yumurta ikizi olan çocukları üzerinde araştırmalar yapmak gerekir. Bu nedenle kalıtımın rolü tam olarak netlik kazanmamıştır. Ortak görüş, kalıtsal olarak geçen şeyin hastalığın kendisi değil, yalnızca ‘hastalığa bir yatkınlık' olduğudur.


Beyindeki Değişimler

Ciddi bir depresif rahatsızlığın başlangıcından hemen önce ya da rahatsızlık sırasında, beyinde bir çok biyolojik değişmenin olduğu bulunmuştur. Bunlar hormon sistemindeki bazı değişmelerle, beynin kimyasal ve elektriksel etkinliğindeki bazı değişimlerdir. Ancak, beyindeki bu değişimler kalıcı değildirler. Rahatsızlık atlatıldıktan hemen sonra, biyolojik belirtilerin tümü kaybolur ve depresyon geçiren kişinin beyni, hayatının hiç bir döneminde böyle bir rahatsızlık yaşamamış birinin beyninden ayırt edilemez.

Beynin Elektriksel Etkinliğindeki Değişimler

Beyindeki elektriksel etkinlik, kafatası derisine elektrot yerleştirmeyi içeren ve kişiye hiç bir zarar vermeyen hassas bir yöntemle gözlenebilir. Bu işlem sırasında, beyin tarafından üretilen elektrik dalgalarının grafikleri (EEG) kaydedilir. Çalışmalar, ciddi türden depresyon yaşayan kişilerin uyku grafiklerinde, tipik değişmeler olduğunu göstermiştir. Normal, sağlıklı yetişkinlerin uyku grafiği, uykunun belli devrelere bölündüğünü gösterir. Derin uyku grafikleri, geniş, derin dalgalarla karakterize edilir ve uykuya dalınan ilk 2 saat içinde, yani uykunun başlangıcında ortaya çıkar. REM uykusu boyunca, insanlar rüya görürler ve gözleri hızlı hızlı hareket eder. Normal olarak ilk REM uykusu, uykuya dalıştan yaklaşık 90 dakika sonra gerçekleşir ve 5-10 dakika sürebilir. REM uykusu gece boyunca, aşağı yukarı her 90 dakikada bir tekrarlayabilir ve süresi gittikçe uzar. Depresyon sırasında ise, REM uykusu, uykuya daldıktan yaklaşık 25-60 dakika içinde, çok daha erken ortaya çıkar ve gece boyunca daha sık oluşur. Depresyon geçirenler sıklıkla, eskisine kıyasla daha çok ve genelde hoş olmayan rüyalar gördüklerini söylerler. Derin uykunun keyfini daha az çıkarırlar ve uyandıklarında sanki hiç uyumamış gibi, yorgunluk belirtirler. Beyindeki bu değişmelerin depresyona neden olduğu görüşünden çok depresyona eşlik ettiği görüşü yaygındır. Ancak bu değişmelerin geçici olduğu ve hastalık ortadan kalktıktan sonra tümüyle ortadan kalktığı unutulmamalıdır. Aşağıdaki tabloda depresyondaki bir hastanın tedavi öncesi ve sonrası beyin grafiğindeki değişimler görülmektedir.

Hormonlardaki Değişimler

Depresyon sırasında oluşan temel hormonal değişim, böbreklerin hemen üzerindeki adrenal bezleri tarafından üretilen bir hormon olan kortizol düzeyindeki değişimlerdir. Beynin altındaki pitüiter bezi, kortizolün üretim hızını denetler. Tek kutuplu ya da çift kutuplu olan daha ciddi depresyonlarda, kortizol üretimi çok fazladır. Kortizoldeki bu artışa, daha çok pitüiter bezinin salgısını denetleyen ve beynin bir parçası olan hipotalamus'daki değişimin neden olduğu düşünülmektedir.depresyon sırasında diğer hormonlarda etkilenebilir. Örneğin, bazı çalışmalar, gelişim hormonunun salgılanması için pitüiter bezini uyaran çeşitli ilaçların, aynı zamanda belli depresyonları da hafifletici etkisi olduğunu göstermiştir. Depresyon sırasında, uyku, iştah, cinsel dürtü ve duygu durumu gibi işlevleri düzenleyen beyin bölgelerinde, özellikle noradrenalin ve hidroksitriptamin gibi nörotransmitör sistemlerinin etkinliğinde azalma olduğu düşünülmektedir. Nörotransmitörlerin azalması, sinir hücreleri arasındaki iletişimi de azaltır ve depresyonun tipik belirtilerine neden olur. Yüksek kan basıncını düşürmek için önerilen ‘reserpin' gibi ilaçların aynı zamanda beyindeki nörotransmitörleri de azaltarak, hastada depresyona yol açması bunun bir kanıtıdır.

depresyonların fiziksel boyutu

Depresyonun fiziksel belirtileri de psikolojik belirtileri kadar yoğun yaşanır. Depresyonda olan bir kişi için, bazen uykuya dalma sorun olurken bazen de gecenin ortasında uyanma ya da çok erken saatlerde uyanma gibi sorunlar olabilmektedir. Ender de olsa uyku süresinde artış da gözlenebilmektedir. İştahta azalma olduğunda, kilo kaybı; artma olduğunda da kilo artışı olabilir. Depresyondaki kişiler enerji kaybının yanı sıra bazen, ya kısmen ya da tümüyle cinsel ilgi kaybı yaşayabilirler.

Depresyondaki bir hasta fiziksel yakınmalarını şu şekilde dile getirmektedir : ‘Kendimi tükenmiş hissediyorum. Bir şey yapmak özel bir çaba gerektiriyor. Kendimi temiz tutmak bile özel bir çaba gerektiriyor. Kendimi sürüklemek zorundayım.'

Okul çağında iki çocuğu olan bir anne, çoğu zamanını yatakta geçirmekteydi. Durumunu şöyle anlatmıştı : ‘Kendimi yalnızca yatakta uyurken biraz iyi hissediyorum. Uyuyamıyorum ama yatıyorum. Çocukları okula göndermek için kendimi zorlayıp, tekrar yatağa dönüyorum. Onlar okuldan döndüklerinde kalkıyorum. Akşam yemeğinden sonra yine, doğru yatağa gidiyorum. Çok suçluluk duyuyorum. Ev ahır gibi. Çocukların yedikleri uyduruk şeyler. Onlarla konuşamıyorum bile.'

Bir kaç yıldan beri depresyon yaşayan bir muhasebeci de şöyle demişti : ‘Her şey çok çabuk oluyor. Yetişemiyorum. Bitkin bir biçimde, sabah dörtte kalkıyor ve bir daha uykuya dalamıyorum. Her şey kapkara ve anlamsız geliyor. Günü karşılamaktan korkuyorum. Aklıma gelen ilk düşünceler, işteki problemlerle ilgili. Bu durumla baş edemeyeceğim. İnsanların beni böyle görmesini istemiyorum. Sporu bıraktım. Artık arkadaşlarla bara da gitmiyorum. Karım kendisini sevmediğimi düşünüyor. Kimseye verecek bir şeyim yok. Ölüm benim için daha iyi olurdu.'

Depresyonlarda Etkili Olan Kişilik Özellikleri şöyledir

-Öfke ve nefretin , çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir.
-Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara
ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir.

-Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden ala koyup, adeta işkence eder.

-Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.

-Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona yol açabilir.

-Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.

- Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir. Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir.

Depresyonla ilgili öneriler

Bunlara ek olarak

  • Gereksiz müdahale, tetkik ve reçeteden kaçınmak,
  • Duygu ifadelerinin desteklenmesi,
  • Düşünce dilindeki yanlış genelleştirmeler, negatif yorumlar ele alınmalı,
  • Yeni ilgi ve uğraş, kendini ifade etme alanları sağlanması yararlı olur.
  • Daha aktif olmak,
  • Kendiniz, yaşamınız ve geleceğiniz ile ilgili düşünce biçiminizi gözden geçirmek,
  • Düşünceleri yeniden yapılandırmak ("Başka nasıl düşünebilirim?"),
  • Düşünce hatalarını yakalamaya çalışmak,

    Depresyondan kurtulmak için yapılacak ilk şey günlük faaliyetleri attırmaktır. İkinci adım, yapmak istediğiniz şeyleri kaydedip, bununla ilgili günlük planlar yapmaktır.
  • Her akşam ertesi gün neler yapabileceğinizi düşünün.
  • Yapabileceklerinizin bir listesini hazırlayın.
  • Günün ilk saatleri için nispeten kolay şeyler planlayın.
  • Eğer bütün günü planlamak zor gelirse, günü parçalara bölün.
  • Planladığınız şeyler ne çok kolay, ne de çok zor olsun.
  • Planınızda hem hoşunuza gidecek işlere, hem de yapmak zorunda olduğunuz işlere yer verin. İkisini dengelemeye çalışın.
  • Şu günlerde yapmaktan hoşlandığınız hiçbir şey olmayabilir. Bu durumda eskiden yapmaktan zevk aldığınız işleri düşünün.
  • Sizi çok zorlayacak birden fazla işi aynı gün için planlamayın.
  • Kendinizi yüreklendirin.
  • Esnek olun.
  • Yedek faaliyetler planlayın.
  • Planlarınız uygulanabilir olsun.
  • Yaptıklarınızı gözden geçirin.
  • Sabırlı olun.
    Düşünce biçimini gözden geçirmek önemlidir.

    Olumsuz düşüncelerle mücadelede ilk adım, "nasıl düşündüğünüzü" ve bu düşüncelerin "duygularınızı nasıl etkilediğini" fark edebilmektir. Daha sonraki adım, daha gerçekçi ve alternatif düşünceler üretmeye çalışmaktır.

    Olumsuz düşünceleri sorgulamayı öğrenmek önem taşır.
  • Düşüncenizi destekleyen kanıtlar var mı? Varsa neler?
  • Olaya farklı yönlerden bakmak mümkün mü? Farklı bakış açıları olabilir mi?
  • Düşünceler kendinizi nasıl hissetmenize yol açıyor? Sizi nasıl etkiliyor?
  • Bu düşüncem doğru mu, bunu destekleyen kanıtlar var mı?
  • Bu olaya farklı yönlerden bakmayı ihmal mi ediyorum?
  • Başka biri benzer bir durumda ne düşünürdü?
  • Kendimi iyi hissettiğim zamanlarda bu olaya nasıl bakardım?
  • Bu şekilde düşünmek bana yardımcı mı, yoksa engel mi oluyor?

    Eğer depresyonda iseniz

  • Kişiliğinize, ilgi alanlarınıza yönelik uğraşılarınıza devam edin. Kendiniz için bir hobi geliştirin.
  • Yalnız kalmamaya, diğerleri ile iletişime özen gösterin.
  • Olumsuz düşüncelerinizin farkına varmaya çalışın. Gerçeğe uygunluğunu sınayın.
  • Alternatif düşünce tarzı geliştirmeye çalışın.
  • Kendinizi daha iyi hissetmeye başlayana kadar evlilik, iş ya da para konularında önemli kararlar vermekten kaçının.
  • Depresyonun bir hastalık olduğunu kabul edin, zayıflık ya da utanılacak bir durum olmadığını bilin ve bir uzmana danışın.
  • depresyon ve cinsellik

    Depresyon çeşitli nedenlerle ortaya çıkan bir rahatsızlık olup, hayatın çeşitli alanlarını olumsuz etkilemektedir. Bunlardan en önemlisi de depresyonun çiftlerin cinsel yaşamında yaptığı bozucu etkidir. Bu durum doğrudan kişinin aile yaşantısını da olumsuz etkiler. Eşlerin bu konuda sabırlı olması ve birbirlerine destek olması gerekir.
    Cinsel sorunlarda en büyük yeri cinsel isteksizlik ve zevk kaybı alır. Kişi cinsel birleşme yaşasa bile zevk ve heyecan yoktur.

    Cinsellik konusundaki bir başka problem de depresyonda ilaç tedavisinin etkileridir. Bu gün depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların büyük çoğunluğu yan etki olarak cinsel sorunlara yol açmaktadır. Bu yan etkiler; sertleşmede azalma, orgazm yoğunluğunun düşmesi ve süresinin uzaması ve cinsel istekte azalmadır.
    Cinsel sorunlar depresyonda zaten var olup, ilaç tedavisiyle daha da artabilmektedir. Ancak tedavi piskoterapiyle beraber sürdürüldüğünde bu sorunlarla başaçıkmak kolaylaşmaktadır. Bu durumda eşlere sabırlı olmak ve eşine destekleyici bir tutum sergilemek düşer. tedavi bittikten sonra bu cinsel sorunlar da ortadan kalkmaktadır.depresyon belirtileri nelerdir, depresyonun belirtileri,anksiyete depresyon, klinik depresyon, depresyon yardım, manik depresyon, doğum sonrası depresyon,



    benzer bir yazımız olan depresyon çeşitlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    ergenlik çağında yaşanan depresyonlar


    ERGENLERDE DEPRESYON ve TEDAVİSİ


    Ergenlik döneminde yaşanan fiziksel, duygusal, psiko-sosyal ve sosyal değişimler bireyi derin bir biçimde etkiler. Fiziksel değişimlere bağlı olarak kendi bedenini ve cinselliği keşfeden ergenler bu alanlarla ilgili sorunlar yaşayabilirler. Kişisel kimliğin kurulduğu bu dönemde birey, ‘ben kimim?”, “hayatın anlamı ve amacı ne?’ gibi kritik sorulara yanıt arar. . Ergenlik, kişisel kimliğin kurulmasıyla, toplumun bir üyesi olarak kendi rolünü belirginleştirme arasındaki dengeyi kurma mücadelesidir.

    Depresyon, çok çeşitli durumlara ve stres yaratan faktörlere karşı verilen bir tepkidir. Ergenlerde depresif duygu durumu yaygın olarak görülebilmektedir, çünkü bu normal olgunlaşma/büyüme sürecinin, bu sürece eşlik eden stres faktörlerinin, seks hormonlarının ve bağımsızlığını elde etmek için anne-babayla çatışmanın bir parçası olabilmektedir. Depresif duygu durumu, bir arkadaşın ya da akrabanın ölümü, sevgiliden ayrılmak ya da okulda başarısız olmak gibi rahatsızlık verici olaylara ve durumlara karşı bir tepki de olabilir. Özgüvenleri düşük, kendilerini kıyasıya eleştiren, olumsuz olaylar ve durumlar üzerinde kontrol gücünün olmadığını düşünmeye eğilimli ergenlerde, stres yaratan olaylar ve durumlarla karşılaşma depresyon riskini arttırabilmektedir.

    ERGENLERDE DEPRESYONUN BELİRTİLERİ

    Ergenlerde depresyon tanısı koymak zor olabilmektedir, çünkü ergenlik döneminde duygusal iniş ve çıkışlar normal bir süreç de olabilmektedir. Bazen dünyanın harika bir yer olduğu düşüncesiyle kendini iyi hisseden ergen, bazen de hayatın berbat bir şey olduğunu düşünebilir. Bu düşünceler birkaç saat içinde değişebileceği gibi birkaç gün bile sürebilir.

    Depresif duygu durumunun sürekli olması, okul başarısının düşmesi, aileyle ve arkadaşlarla ilişkilerde sorunlar yaşanması, madde bağımlılığı ve diğer olumsuz davranışlar depresif epizodu işaret ediyor olabilir. Bu dönemde depresyon riskini arttıran faktörleri şöyle sıralayabiliriz: ebeveynlerden birini ölüm ya da boşanma nedeniyle kaybetme, çocukluk döneminde fiziksel ve cinsel tacize maruz kalmak, sosyal beceri eksikliği, kronik hastalıklar ve aile bireylerinden birinde depresyon hikayesinin olması.

    Aşağıda sıralanan belirtiler iki haftadan daha fazla sürerse depresyon riskinden söz edilebilir:
    Okul başarısının düşmesi
    Arkadaşlardan ve sosyal etkinliklerden uzak durmak
    Üzüntülü ve umutsuz ruh hali
    Enerjinin ve motivasyonun düşük olması, hiçbir şeyden zevk alamama
    Öf keli olma
    Eleştirilere karşı aşırı tepkili olma
    İdeallerine ulaşamayacağını hissetme
    Özgüvenin düşük olması, suçluluk duyguları
    Kararsızlık, konsantre olamama, unutkanlık
    Huzursuzluk
    Yemek ve uyku örüntüsünde değişiklikler
    Madde bağımlılığı
    Otorite figürleriyle sorunlar
    İntihar düşüncesi

    Ergenler, depresif duygu durumundan kaçınmak için uyuşturucu ya da alkol kullanabilir ya da rastgele cinsel ilişkiler kurabilir. Ergenler, düşmanca, saldırganca ve riskli davranışlarla da depresyonlarını ortaya koyabilirler. Ancak bu davranışlar onların sadece yeni sorunlar yaşamalarına neden olur, depresif duygu durumları derinleşir ve arkadaşlarıyla, aileleriyle ve okul yönetimiyle ilişkilerine zarar verir.

    ERGENLERDE DEPRESYON TEDAVİSİNİN ÖNEMİ ÜZERİNE

    Depresyon ciddi bir durumdur ve tedavi edilmezse ergen bireyin hayatını tehdit eder bir duruma gelebilir. Eğer ergen tedavi görmeyi reddederse, aile üyelerinin ya da ergenle ilgilenen diğer yetişkinlerin bir uzmandan yardım alması faydalı olabilir.

    Depresyon tedavisinde ilaç ve psikoterapi kullanılmaktadır. İlaç depresyonun semptomlarını gidermekte etkilidir. Özellikle ilaç tedavisiyle birlikte yürütülen psikoterapi etkili çözümler sağlamaktadır.

    Psikoterapi, ergene neden depresyona girdiğini anlamasına ve stresli durumlarla nasıl baş edeceğini öğrenmesine yardımcı olur. Duruma bağlı olarak terapi, bireysel, grup ya da aile terapisi şeklinde yürütülür.

    Depresyonda olan ergenin yardıma ihtiyaç duyduğunu kabul etmesi iyileşme yönünde atılmış önemli bir adımdır. Ancak, yardıma ihtiyaç duyduğunu ve bunun için adım atması gerektiğini kabul eden ergenlerin sayısı görece az olabilmektedir. Bu nedenle arkadaşlarının ve ailesinin desteği, teşvik edici önerileri önemlidir.

    Depresyonun Başlıca Nedenleri Nelerdir

    Depresyonun Nedenlerine gelin hep birlikte bir göz atalım


    * Partner, evlilik, aile sorunları
    * Doğum ve hamilelik süreci
    * Büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar ve yas
    * Mevsim değişiklikleri
    * Hamilelik ve lohusalık süreci
    * Ülke, şehir değiştirme, yeni yaşam koşulları
    * Menapoz - Antrapoz dönemi
    * Bazı hastalıklar ( Kanser, Multiple Skleroz, Epilepsi, Aids vb. )
    * Bazı ilaçlar ( Kardiyak ve hipertansifler gibi )
    * Fazla alkol kullanımı
    * Kalıtsal yatkınlık
    * Olumsuz yaşam olayları ile karşılaşma
    * İş yaşamı sorunları

    depresyon nedir

    depresyon nedir birlikte tanımlayalım

    Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır.

    Bu durumda kişi her şeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemese de kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda her şeyin olumsuz taraflarını görür.

    Ek olarak depresyondaki kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur.

    Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için aşağıda sıralanmış belirtilerin gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son on beş gündür devam ediyor olması gerekir.



    * Hemen her gün uykusuzluk yada aşırı uyku hali.

    * Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.

    * Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.

    * Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik, hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk

    * Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.

    * Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz, ağlamaklı, kederli hissetme hali).

    * Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler, hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama , bıkkınlık, cinsel isteksizlik ).

    * Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.



    * Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara, okunan şeylere, izlenilen dikkatini verememe, gibi) ya da kararsızlık hali.


    Depresyon İlaçları kullanımında nelere dikkat edilmeli?

    Modern ilaçlar, kullanılırsa çok yüksek dozda kullanılsa bile ölüm olaylarının görülmesi çok nadirdir.

    fakat klasik dediğimiz trisiklik antidepresanlar, yüksek dozda alındığında intihar eğilimi riskini arttırarrak ölümcül sonuçlar doğurabilir.

    Bu klasik ilaçların toksik zehirlenme etkisi yüksektir. Bu nedenle günümüzde depresyon durumlarında modern ilaçların kullanılması kesinlikle tavsiye edilmektedir.

    Depresyon belirtileri | depresyonun başlıca nedenleri | depresif | depresyon | depresyon belirtileri tedavisi | depresif | depresyon tedavi | pisikiyatr | pisikoloji | Ana Sayfa